24 Şubat 2018 Cumartesi

YÜRÜYEN ÖLÜLER





Hayır. Zombilerden bahsetmiyorum. O filmlerde ya da dizilerde izlediğin, insanları vahşice yiyen yürüyen ölüler diye çağrılan zombilerden hiç değil.

Günümüz insanları diyorum adeta birer yürüyen ölüler. Popüler kültürün peşine takılmış bir amaç, gaye, hedefi olmayan onlarca insan. Olanları da vardır elbette ama onlar da bir avuç insan olarak kalmadı mı?

Aslında  gün içerisinde her birimiz yürüyen ölüler olabiliyoruz. Bazen yaşanan bir olaya sessiz kalarak bazense üç maymunu oynayarak. Görmedim, duymadım, bilmiyorum.

Bir sistemin içerisindeki piyonlar gibiyiz. Tıpkı Truman Show'da geçen bu cümle gibi, '' Çünkü insanlar böyledir, sizin onların önüne koyduğunuz yaşamı çabuk kabul ederler ve pek fazla düşünmezler.”

Bu aralar çokça düşünüyorum. Özellikle boş vakitlerimde camdan dışarıyı seyrederken buluyorum kendimi. Günler peşi sıra geçtikçe fark ediyorum ki her gün bir öncekinin aynısı. Tek değişen şey o güne has duygularımız. . Çiçekçi kadın her zamanki köşesinde aynı saatte kuruyor tezgahını. Panik ve telaş içerisinde bir yerlere yetişmeye çalışan insanlar. Bu kalabalıkta kendine yürüyecek yer arayan kedi ve köpekler...

Çoğu zaman selam vermeyi bile unutuyoruz. Ya da kimseyle konuşmak istemediğin bir gün olsa ‘Neyin var?’ ya da ‘Niye böylesin?’ gibi birçok soruya maruz kalıyorsun. Hep mutlu neşeli güleryüzlü olman isteniyor. Çünkü biz insanlar maalesef ki hep bir dayatma içerisindeyiz. Benim dediğim gibi benim istediğim gibi ol.

İçinde yaşadığım hayatı birkaç gündür çok sorgular oldum. Bu koşuşturma niye? Bu koşuşturmaya gerek var mı? Hayat gerçekten bir maraton olmuş. Geride kalanı ise hiç affetmiyorlar. Anında cezası kesiliyor.

23 Şubat 2018 Cuma

MECBURİYET





Bu aralar Stefan Zweig kitaplarını okuyorum. En son okuduğum kitabı da Mecburiyet oldu. Bu kitapta yazar, savaş karşıtı düşüncelerini duygularıyla harmanlayıp okuyucuya yansıtmış. 

Kitapta Ressam olan Ferdinand adında bir adam var. Karısıyla mutlu ve huzurlu bir evliliği olan Ferdinand'ın kapısı ansızın postacı tarafından çalınır. Ferdinand, askere vatanını savunmak için çağrıldığını öğrenir. Bu zor durum karşısında bir seçim yapması gerekecektir. Ya çok sevdiği karısını ardında bırakacaktır ya da savaş meydanında sözde barışı sağlayacak kaosun ortasında ölüm kalım mücadelesi verecektir. 

Ferdinand'ın kendiyle konuşmalarına bolca yer veriliyor. Karısının onu savaşa göndermek istememesi, onu caydırma çabaları da yer bulmuş. Ferdinand bir ikilem arasında kalıyor. 

Yazar, vatan sevgisi ile dünya savaşlarının birbirlerinden çok farklı olduğunu yansıtmış. Zaten Ferdinand'ın eşi de yazarın bu tezini savunan tarafını üstlenmiş.

21 Şubat 2018 Çarşamba

PHANTOM DETECTIVE




Özel Dedektif. 
Kore yapımı mükemmel bir film.

Başrolde Hong Gil Dong adındaki adam özel bir dedektiftir. Çözdüğü tüm olaylar neredeyse başarıyla sonuçlanıyordur. Bu dedektife bir gün yeni bir görev verilir. Bu görevdeki amacı yaşlı bir amcada saklı olan muhasebe bilgilerini ele geçirip onu öldürmektir.

Bu dedektifimiz bu adamın peşine düşüyor. Bu yaşlı adamın da iki kız torunu vardır. Onlarla birlikte yaşar. Tabi ki bir yandan da başka kötü adamlar o gizli belgeleri ele geçirmek için yaşlı amcanın peşine düşerler. Yani dedektifimiz hem yaşlı amcayla hem kötü adamlarla hem de bu iki küçük torunla uğraşacaktır.

Dedektif ve bu iki küçük kızın etrafında geçecek olaylar. Filmde bu üçlünün bir arada olduğu replikler fazlasıyla komik. Özellikle de en küçük olan kızın dedektifle olan replikleri. Film sonuna kadar da dedektifin yol arkadaşı oluyor bu torunlar. Macera dolu komik bir film.

 Filmde en çok hoşuma giden şey, bazı sahnelerde sanki çizgi roman okuyormuşum hissi vermesi oldu. Görsel anlamda film çok çok kaliteliydi. Deddektifi de birazcık Sherlock Holmes'a benzettim. Yani karakteristik özellikleri birazcık yakın geldi. Dedektifin kendi iç sesiyle konuşmalarına da yer veriliyor.

Çarşamba akşamı izleyebileceğin güzel bir film önerdim sana. 😊

20 Şubat 2018 Salı

ALGERNON'A ÇİÇEKLER






Algernon'a Çiçekler.
Bu yıl okuduğum en güzel romandı. Aldığı güzel yorumlar ve övgüleri fazlasıyla hak ediyor eser. 
Kitapta Charlie adında bir adam var. Charlie, doğduğunda çok düşük bir IQ seviyesi ile dünyaya geliyor. Charlie'nin böyle oluşu diğer insanların onunla dalga geçmesine,dışlamasına,soyutlamasına sebep oluyor. Elbette onu olduğu gibi kabul eden ve seven insanlar da oluyor kitapta. Ama çoğunluk olarak Charlie'nin yaşadığı zorluklar ve bu süreçte onun yanında olan insanlara değiniliyor.

Charlie'den sorumlu olan birkaç profesör ve doktorlar, yapacakları bir deney için onu kobay olarak kullanmak isterler. Bu deneydeki amaç; Charlie'nin tıpkı diğer insanlar gibi normal IQ seviyesine ulaşmasını sağlamaktır. Charlie'de bu süreçte kendi gelişmesi hakkında ilerleme raporları tutar. Bu raporları doktorlar da takip ederler. Charlie'ye ameliyat yapılmadan evvel Algernon adında bir fare denek olarak kullanılır. İlk testler Algernon üzerinde gerçekleştirilir. Algernon'la Charlie arasında bir dostluk dahi oluşur. 

Algernon'da görülen olumlu sonuçlar doğrultusunda Charlie'de ameliyat olur. Ameliyat süreci sonrasında Charlie'nin hayatı normal bir insanınki kadar ilerleme gösterir. Her şey çok güzel gider. Ta ki bir gün Algernon gerileme gösterene kadar. Acaba Charlie'de de aynı sonuçlar baş gösterecek midir?
 

BİRPEMBESEVER